Dandadan 2. Sezon, absürtlüğün içine lanet, ritüel ve mitolojik dehşeti katan; kaosu terk etmeden karanlığa cesurca adım atan bir hikâyeyle dönüyor.
- 05 Temmuz
- 0
- 9
SPOILER UYARISI Bu yazı, Jujutsu Kaisen animesinin ilk iki sezonuna ve üçüncü sezonun ilk altı bölümüne dair spoiler içermektedir.

Bir hikâyede kıyamet anını göstermek, o toz bulutu indikten sonra geriye kalan sessizliği ve çaresizliği anlatmaktan daha kolaydır. İkinci sezon, Shibuya’da yaşananlarla birlikte serinin o zamana kadar kurduğu güvenlik algısını ve klasik shounen yapısını tamamen yıkmıştı. O büyük kırılma yaşandı; karakterler tanıdıkları dünyanın sonuçlarıyla yüzleşmek zorunda kaldı. Jujutsu Kaisen 3. Sezon ise, odağını dışsal bir aksiyondan karakterlerin içsel çöküşüne ve zorunlu kabullenişlerine çevirerek geri dönüyor.
Yeni sezon kâğıt üzerinde bir turnuva arkı gibi dursa da atmosfer olarak klasik shounen dinamiklerinden kopuyor. Rota artık kahramanlık anlatısına değil, kefaret ve zorunlu görev bilincine yönelmiş durumda.
Hikâye akışı, tam olarak bıraktığımız yerden, yani Tokyo’nun bir hayalet şehre döndüğü ve Yuji’nin idamının yeniden masaya yatırıldığı o kriz noktasından devam ediyor. Shibuya Olayı’nın hikâyeyi nasıl yapısal bir çıkmaza sürüklediğini biliyoruz. Artık karakter gelişimi teorik aşamadan pratiğe geçti. Yuji masumiyetini, Megumi ise tereddütlerini geride bıraktı. Ekibimiz, Kenjaku’nun kurduğu bu acımasız oyun alanında insanlıklarını kaybetmeden bir çıkış yolu arıyor.

Jujutsu Kaisen 3. Sezon’un hikâye yapısına baktığımızda, serinin “okul” temasından tamamen kopup çok daha geniş ölçekli bir strateji oyununa dönüştüğünü görüyoruz. Shibuya sonrası Tokyo, kuralların ve güvenli bölgelerin ortadan kalktığı bir kriz alanına dönüşmüş durumda. Kenjaku’nun başlattığı Culling Game, sadece bir güç gösterisi değil, Japonya’yı boydan boya saran ve içine girenlerin kolay kolay çıkamadığı bir bariyerler bütünü.
Bu sezonun kurulumu, önceki arkların aksine düz bir çizgide ilerlemiyor. Ekibimiz, Tengen’den aldıkları bilgilerle Kenjaku’nun asıl amacının insanlığı zorla evrimleştirmek olduğunu öğreniyor ki bu da hikâyeyi basit bir iyi-kötü savaşından çıkarıp evrensel bir tehdide dönüştürüyor. Özellikle geçmiş çağlardan gelen kadim büyücülerin modern bedenlerde reenkarne olması, seriye “eski vs. yeni” çatışmasını ekleyerek güç dengelerini tamamen değiştiriyor.
Evrenin genişlemesi noktasında ise hikâye, karakterleri şimdiye kadar hiç görmediğimiz ahlaki uçurumlara sürüklüyor. Özellikle Maki’nin Zen’in klanı ile yüzleştiği o kanlı viraj, serinin tonunun ne kadar sertleşebileceğinin en büyük kanıtı. Artık sadece lanetlerle değil, kendi aileleriyle, geçmişleriyle ve politik entrikalarla da savaşmak zorundalar. Hikâye, karakterleri fiziksel çatışmanın ötesinde zihinsel dayanıklılık sınavına sokuyor.

Jujutsu Kaisen gibi görsel kimliğiyle öne çıkan bir yapımda, yönetmen koltuğundaki değişim her zaman büyük bir risktir. İlk sezonun ve filmin o kemik kıran, koreografi odaklı aksiyon anlayışını kuran Sunghoo Park’ın ardından, bayrağı devralan Shota Goshozono’nun nasıl bir yol izleyeceği merak konusuydu. Goshozono, fiziksel ağırlığı korurken anlatımı daha sinematik ve atmosferik bir çizgiye taşımış.
Bu sezonun görsel dilinde en çok dikkat çeken unsur, şüphesiz karakterlerin psikolojik baskı altında olduğu anlarda kullanılan lens distorsiyonu ve balıkgözü perspektif tercihleri. Bu teknik, dar mekân sahnelerinde klostrofobik atmosferi belirginleştiriyor. Zen’in klanı katliamı gibi serinin en karanlık virajlarında kullanılan ışık ve gölge oyunları, karakterlerin yüzlerindeki ahlaki belirsizliği vurgularken, kan kırmızısı ve gece mavisi kontrastları sahnenin ağırlığını sırtlıyor.
Animasyon ekibi bu sezon konfor alanından çıkıp risk almaktan da çekinmemiş. Özellikle Naoya’nın hız tekniğini görselleştirmek için Choso ile olan dövüşünde kullanılan kare hızı manipülasyonu, algılanan hareket akışını bozarak hız hissini yapay biçimde kıran bir tercih olarak öne çıkıyor. En radikal tercih ise Yuji ve Hakari dövüşünde görüldü. Bu sekansta kullanılan ve gerçek görüntü üzerinden çizim yapılmasına dayanan rotoskop tekniği, dövüşü stilize bir anime sahnesinden çıkarıp ürkütücü derecede gerçekçi bir sokak kavgası hissiyatına soktu ki bu da Hakari’nin “yeraltı” karakterine cuk oturdu.
Görsel taraftaki bu endüstriyel ve soğuk dönüşüm, işitsel tarafta da karşılığını bulmuş durumda. Besteci Yoshimasa Terui, sezonun “oyun” temasına ve modern şehir kaosuna uygun olarak, önceki sezonların daha geleneksel yapısını ağır synth’ler ve glitch efektleriyle harmanlayarak yenilemiş. Özellikle “Execution” ve “Hunter” gibi parçalardaki ritmik ve agresif yapı, Culling Game’in o tekinsiz atmosferini tamamlayan en önemli unsur. Openingde King Gnu’nun seslendirdiği “AIZO” parçası da serinin girdiği bu kaotik ve “pürüzlü” ruh halini yansıtan nokta atışı bir seçim olmuş.
Seslendirme tarafında ise karakterlerin yaşadığı içsel kırılmaları performanslarda net bir şekilde duyuyoruz. Junya Enoki, Yuji’nin o eski enerjik ve idealist tonunu tamamen terk etmiş. Sesindeki o donukluk, fısıltıya yakın tonlamalar ve çaresiz çığlıklar, karakterin kendini artık bir insan değil, sadece bir “çark” olarak gören o tükenmiş psikolojisini bize geçiriyor.
Yeni katılanlardan Kazuya Nakai ise Hakari rolünde adeta devleşmiş. Karakterin o kaba saba konuşma tarzını, kendine has vurgularını ve ikonik kahkahasını o kadar doğal veriyor ki mangayı okurken kafamızda canlanan sesin karşılığını tam olarak alıyoruz. Ancak beni en çok etkileyen performanslardan biri, Maki’nin dönüşümüne hayat veren Mikako Komatsu’dan geldi. Karakterin dönüşüm sonrası soğuk ve mekanik tonlaması, trajediyi doğrudan yansıtıyor.

Jujutsu Kaisen 3. Sezon duyurulduğunda açıkçası kafamda iki büyük endişe vardı: İlki, diyalog yoğunluğu ve karmaşık kural setleriyle bilinen bu arkın, anime temposunu bir “PowerPoint sunumuna” çevirip çevirmeyeceği; ikincisi ise yönetmen değişikliğinin o alıştığımız kemik kıran aksiyon dilini bozup bozmayacağıydı. İlk altı bölüm itibarıyla sonuçlar beklentimin üzerinde; ancak yapısal bazı sorunlar varlığını koruyor.
Öncelikle, yönetmen Goshozono’nun getirdiği o “sinematik” anlatım hoşuma gitti. Özellikle kuralların açıklandığı ve normalde sıkıcı olabilecek “bilgi yüklemesi” kısımlarının, minimalist sahne tasarımları, kinetik tipografi ve görsel oyunlarla akıcı hale getirilmesi çok yerinde bir hamle olmuş. Ancak tempo sürekliliği konusunda sorunlar mevcut. Hikâye hız kazandığı anlarda giren teknik açıklamalar tempoyu belirgin biçimde düşürüyor ve bizi bir aksiyon animesinden çok strateji oyunu kılavuzu okuyor hissine sokabiliyor.
Serinin en çok tartışılan noktası olan Maki ve Zen’in klanı yüzleşmesi ise benim için iki uçlu bir bıçak. Görsel olarak “Makinificent” denilen o kaliteyi inkâr etmek imkânsız; ışık oyunları, koreografi, her şey muazzam. Fakat mangayı okuyanlar hatırlayacaktır; o sahneler sessiz, rahatsız edici ve saf bir “korku filmi” tonundaydı. Anime ise bunu daha “epik”, müzikli ve stilize bir “kahramanın yükselişi” şölenine çevirmeyi tercih etmiş. Bu tercih görsel olarak etkileyici olsa da sahnenin trajik tonunu zayıflatıyor.
Beni asıl yakalayan kısım ise prodüksiyonun aldığı riskler oldu. Yuji ve Hakari kavgasında kullanılan rotoskop tekniği ilk bakışta yabancı gelebilir; ancak serinin yeraltı ve kirli atmosferine uygun bir tercih olarak duruyor. Seri artık bizi “gaza getirmekten” ziyade, karakterlerin o tükenmişliğini ve çaresizliğini hissettirmeye oynuyor. Yuji’nin gözlerindeki o donukluk, shonen mantığının dışına çıktığımızın en büyük kanıtı.
Sonuç olarak; prodüksiyon kalitesi yüksek, ancak ton geçişleri ve karmaşık yapısı nedeniyle sindirilmesi zor bir sezon izliyoruz. Asıl çatışmaların henüz başlamamış olması, sezonun potansiyelini açık bırakıyor. Özellikle Tokyo Kolonisi arkı belirleyici olacak.
Siz ne düşünüyorsunuz? Bu ilk bakış ve Jujutsu Kaisen 3. Sezon hakkında yorumlarınızı merak ediyoruz →
Dandadan 2. Sezon, absürtlüğün içine lanet, ritüel ve mitolojik dehşeti katan; kaosu terk etmeden karanlığa cesurca adım atan bir hikâyeyle dönüyor.
Summertime Render, arkadaşının ölümüyle adasına dönen Shinpei'nin, tekinsiz bir komploya karşı zamanla yarışını nefes kesen bir tempoyla anlatıyor.
Yuusha-kei ni Shosu, kahramanlığın onurlu bir görevden ziyade ölümün bile kurtaramadığı sonsuz bir cezaya dönüştüğü karanlık bir distopyayı konu alıyor.
Gachiakuta, haksız yere suçlanan Rudo’nun, çöplerin canavarlaştığı karanlık dünyada değer verdiği eşyadan güç bulup adaletin peşine düşme hikâyesi.
Kutucuklara tıklayarak filtre durumunu (✓ / ✕) değiştirebilirsiniz.